Yeni yöntem umut oldu! Bu belirtiler varsa dikkat

Dünyada bilinen 10 milyon, Türkiye’de ise 150 bin civarında Parkinson hastası var. Alzheimer’dan sonra ikinci en sık görülen nörodejeneratif hastalık olan Parkinson’da bugün için tam olarak bilinmeyen nedenlerle beyinde, hareketlerin otomatik olarak yapılması ile ilgili merkezlerde, anormal bir protein birikimi (alfa-sinnüklein) oluyor. Bu protein de zamanla beynin diğer bölgelerine yayılıyor. Yani hastalık başladıktan sonra zaman içinde mutlaka çoğalıyor. Ancak Parkinson hastaları elleri titremeye başlayınca bir hekime başvuruyor.

‘BAZI SİNYALLER VERİYOR’

Aslında hastalığın hekime gelmeden yıllar öncesinde başladığını ve bu süre içinde de bazı sinyaller verdiğini söyleyen Nörolog Prof. Dr. Gülse Babacan Yıldız, “Kişi koku alamama-koku almada azalma, kabızlık, canlı rüyalar, kabuslar, huzursuz bacaklar sendromu, depresyon ve cinsel isteksizlik gibi sorunlar yaşıyor.

Eğer kişinin birinci derece yakınında Parkinson hastalığı varsa ve kendisinde de yukarıda saydıklarımızdan bir ya da daha fazlası mevcutsa mutlaka bir nöroloji hekimine başvurmalı ve hastalıktan koruyucu önlemler almalıdır” dedi.

“Parkinson, genel olarak 65 yaş sonrasında görülen bir hastalık olmakla birlikte, son yıllarda 65 yaş öncesinde de görülme sıklığı belirgin olarak artmıştır. Özellikle ülkemizde akraba evliliğinin çok daha yüksek olması nedeniyle erken başlangıçlı Parkinson hastalığının görülmesi çok daha yüksektir. Ayrıca yine toksik maddelere maruziyet, özellikle katkı maddesi fazla olan besinlerin tüketilmesi, çevre kirliliği gibi faktörler erken başlangıçlı Parkinson hastalığının görülme sıklığını daha da artırmıştır.” Prof. Dr.  Gülse Yıldız

AİLEDE PARKİNSON VARSA DİKKAT!

Özellikle ailesinde Parkinson hastası olanlar yukarıda sayılan erken belirtiler konusunda dikkatli olmamalılar” diyen Prof. Dr.  Gülse Babacan Yıldız, “Hastalığı önlemek ya da en azından geciktirmek için; stresi yönetmeyi öğrenmek, uykunun zamanında ve yeterli miktarda olmasına dikkat etmek, beslenmeyi düzenlenmek ve bedensel ve zihinsel egzersizleri ihmal etmemek gerekiyor” bilgilerini paylaştı.

Parkinson hastalarının SARS-CoV-2 (yeni tip koronavirüs) enfeksiyonu açısından çok daha yüksek risk taşıdıklarını belirten Prof. Dr.  Gülse Babacan Yıldız, “Ayrıca SARS-CoV-2 enfeksiyonu sonrasında hem dünyada hem de bizim ülkemizde maalesef Parkinson hastalarının pek çoğu yeterli tedavi alamadılar. Fiziksel olarak hareketsiz kalmaları ve düzenli kontrollere gidememeleri gibi nedenlerle de hastalıkları daha kötüye gitti” diye konuştu.

 

‘HASTALIĞIN SAYISINDA ARTIŞ ENDİŞESİ’

Prof. Dr.  Gülse Babacan Yıldız, “Ancak birebir SARS-CoV-2 enfeksiyonu sonrasında direkt Parkinson hastalığı geliştirdiği düşünülen vakalar çok az sayıdadır ve onlarla ilgili de şüpheler bulunmaktadır. Yani SARS-CoV-2 enfeksiyonunun Parkinson hastalığının gelişimi ile nedensel ilişkisi henüz sağlam kanıtlarla desteklenmiş değildir. Ama uzmanlar yine de SARS-CoV-2 pandemisine ikincil olarak gelecekte yüksek bir Parkinson hastalığı insidansı ile ilgili endişe de belirtmektedir” şeklinde görüş paylaştı.

“17 yaşında Parkinson tanısı koyduğum bir hastam olmuştu. El titremesi ve ayağını sürüyerek yürümesi 2 yıldır vardı ancak annesi oğlunu muayeneye getirmeye ikna edememişti. O hastaya sende Parkinson hastalığı var demek beni çok üzmüştü. Şimdilerde 27 yaşında ve hastalığı da oldukça iyi gidiyor.” Prof. Dr.  Gülse Yıldız

‘YENİ KAN TESTİYLE ERKEN TANI’

Maalesef günümüzde Parkinson, belirtiler ortaya çıkmadan önce teşhis edilemiyor. Ancak Kiel Üniversitesi bilim insanlarının geliştirdikleri yeni kan testiyle Parkinson’un erken tanısı artık mümkün. Klinik olarak uygulanabilen güvenli bir biyolojik gösterge arayışında ilk kez kan bazlı biyokimyasal bir test geliştiren Araştırmacılar, “Bizim yöntemimiz sayesinde test edilen 30 Parkinson hastası, kontrol grubundaki 50 kişiden çok yüksek bir doğruluk payıyla ayırt edilebildi” dedi.

“Yeni yöntem üç adımda gerçekleşiyor: Öncelikle sinir sisteminden gelen veziküllerin kan örneğinden izole edilerek, elde edilmesi gerekiyor. Veziküller hücreler tarafından sıkıştırılan ve özgün hücreden proteinler içeren küçük kabarcıklardır. Bu da vezikülleri incelerken beynin içine bakabileceği anlamına geliyor. İkinci bir adımda ise izole edilen sinir hücresi vezikülünde, Parkinson hastalığına yol açan protein aranıyor. Söz konusu olan belli başlı bir proteinin değişmiş hali ve bu biçimle uyumlu antikorlarla tespit edilebiliyor. Son ve en önemli adım ise hastalık yapan proteinlerin çoğaltılmasını içeriyor.”

Bu daha önce diğer doku örnekleriyle gerçekleştirildi ama hastaların kanından elde edilen veziküllerle daha önce hiç yapılmadı. Hastalıklı proteinlerin birikimi, sinirlerin ölmesine dolayısıyla da Parkinson’a yol açıyor. Araştırmacılar, “Bu birikim teşhis edilebildiği takdirde, söz konusu hasta edici proteinlerin bir örnekte bulunduğu kanıtlanmış olur” diye konuştu.  Bu bilgilerin ışığında Parkinson hastalığı için bir kan testi geliştirebilecek.

‘HASTA YAKINLARINA TEŞHİS HEMEN KONULACAK’

Araştırmacıların, geliştirdikleri yöntemle, Parkiston hastalarının beyninde biriken anormal protein olan alfasinnükleini izole ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Gülse Babacan Yıldız, “Bu hastalığın erken tanınmasında oldukça kıymetli bir adım. Hekimlerin testi klinik pratikte kullanabilmesi için bu araştırmanın daha çok sayıda hastanın alındığı çok merkezli bir çalışmada yenilenmesi, sonrasında da laboratuvar kitlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bu da tahminimce biraz zaman alacak. Böylesi bir test özellikle hasta yakınlarının erken teşhisinde oldukça önemli. Çünkü bu test ile hastalığın kliniği tam olarak başlamadan bile tanı konma şansı olabilecek. Böylece hem ilaçlı hem ilaçsız tedavilere çok daha erken evrede başlanmış olacak” diyerek yeni kan testinin önemine vurgu yaptı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.