Kök nedenleri madde madde inceledik… Sonuç: Polis intiharları engellenebilir

İNSAN KAYNAĞI BİR KURUMUN EN ÖNEMLİ VARLIĞIDIR

Büyük ve başarılı organizasyonlar sahip oldukları “varlıkları” sıralarken en başa insan kaynağını koyar. Çünkü insan kaynağı o kurumun geçmişe dayanan bilgi dağarcığını, operasyonel mükemmeliyetini ve kurumsal itibarını belirler.

O yüzden büyük şirket ve organizasyonlar güvenlik risk analizlerini yaparken korunması gerekenlerin en başına insan kaynağını yazar. Üretim tesisleri, binalar, ürünler veya hizmetler, veriler ve bilgi, tedarik ve lojistik ağları daha sonra sıralanır. Çünkü insan her yerde ve her zaman önemlidir.

Kurumsal personel yönetimi de yine bu ilkeler çerçevesinde şekillenir. Emeğinden faydalanılan insanın önündeki her türlü engeller kaldırılmaya çalışılır.

İNTİHARLARIN KÖK NEDENİ ORTAYA KONMALI

Saydığımız diğer unsurlar zarar gördüğünde bunların zararı sigorta marifetiyle geri kazanılabilir ama kaybedilen insan hayatı asla geri döndürülemez. Bu bilinç kurumsal kültürün en önemli ilkesidir. Küresel şirketlerin güvenliğe bu kadar önem vermesinin ve büyük bütçeler ayırmasının nedenlerinden birisi de budur.

Bir kişi dünya görüşü itibarıyla olağan dışı ölümü kanıksayabilir ve bunu çok rahat kabullenebilir. Bu kişisel bir durumdur. Ama hiçbir kurumsal yönetim bunu kabullenemez. Eğer olağan dışı ölümlerin sayısı birden fazlaysa hemen daha önceden belirlenmiş yetkili kurul ve sistemler devreye girer, kök neden araştırılır ve bu olayın bir daha yaşanmaması için alınması gereken tedbirler ortaya konularak, derhal uygulamaya geçilir.

İNTİHARDAN BAŞKA ÇIKIŞ YOLU BULAMAYAN POLİSLER

Emniyet’te yaşanan intiharlar uzunca bir süredir gündem olmaya devam ediyor. Basına yansıyan rakamlara göre 2021 yılında 109, 2022 yılının ilk 5 ayında da 25 polis intihar ederek yaşamına son verdi. Benzer görev yapan Jandarma ve Sahil Güvenlik birimlerindeki muvazzafların arasında yaşanan intihar vakalarını bilmiyoruz ama orada da bu kadar çok intihar olayı yaşansaydı mutlaka gündem olurdu?

Düz mantık işleterek buradan şu sonucu çıkarmak da mümkün: Demek ki sorun yapılan görevde değil, görevin yapıldığı birimde?

O zaman öncelikle Emniyet Genel Müdürlüğü’nü çalışma şartları açısından diğer genel kolluk birimlerinden ayıran özellikleri ortaya koymak gerekiyor. Kafaların karışmaması için Jandarma ve Sahil Güvenlik birimlerinde sadece “muvazzaf” kadroyu incelediğimizi bir kez daha hatırlatalım.

1- Personel kaynağı: Genel kolluğun personel tedarik şekli genelde birbirine çok benziyor. Hepsi için de önce kadrolar açılıyor ve sonra bu kadrolara müracaat eden adaylar arasından seçimler yapılarak personel açığı gideriliyor.

Genelde adaylık şartları da çok fazla benzerlik gösterdiği için, bir kişinin aynı anda hem Emniyet, hem Jandarma, hem de Sahil Güvenlik için başvurması da sıkça görülen bir durum. O zaman genel kolluk birimlerinin personel kaynağı açısından birbirinden çok da farkı olmadığını söylemek yanlış olmaz. Hepsi aynı kaynaktan personel temin ediyor.

Personelin kurum tercihini belirleyen ise maaş ve çalışma şartları oluyor. Jandarma ve Sahil Güvenlik bu konuda Emniyet’e göre bariz bir avantaja sahip olduğu için personelin öncelikli tercihi doğal olarak bu kurumlar oluyor.

2- Sınav ve seçme usulleri: Sözlü ve yazılı sınavlardan başarılı olup da genel sağlık kontrolünü geçebilen adaylar meslek okullarına kayıt yaptırarak eğitim süreçlerine başlıyor. Sağlık kontrolü haricindeki elemelerde kayırma olmadığını söylemek biraz iddialı olabilir.Zaten bu konuyla ilgili olarak kamuoyunda yeterince tartışmalar yapılıyor. Ama geçmişe yönelik soru çalma iddiaları ile ilgili yürütülen yargılamalar haricinde ispatlanmış bir durum yok.

Burada da genel kolluk kurumlarını birbirinden çok fazla ayırmak mümkün değil. Sınav ve seçme usulleri genelde birbirlerine çok benziyor.

3- Eğitim ve kurumsal kimlik: İşte burada genel kolluk birimleri arasında yollar biraz ayrılır. Kurumlar kendi ihtiyaçları doğrultusunda temin ettikleri adaylara mesleki eğitimler vererek, kendi kurumsal kimliklerini empoze etmeye başlarlar.

Jandarma ve Sahil Güvenlik personeli askeri gelenekten geldikleri için polise göre daha farklı bir kurumsal disiplin ve kurum içi iletişim sistemine sahiptirler. Kurmaylık eğitimi üzerinden gelen NATO kurumsal personel pratikleri buralarda az da olsa etkili olur. Askerin daha sert olması beklense de NATO kurallarının getirdiği uluslararası bilinç, askeri hiyerarşi ve iletişime olumlu yönde etki ettiği rahatlıkla söylenebilir.

4- Hiyerarşi ve kurum içi iletişim: Astlık – üstlük kolluk mesleğinin temeli olarak görülür ve tüm birimlerde uygulanır. Mevzuatta yer alan kanunsuz emir ve konusu suç teşkil eden emir kavramları haricinde, her türlü emre sorgulamadan itaat edilmesi beklenir. O sebeple hiçbir kurumda özellikle astlar ve üstler arasında mükemmel bir iletişim, empati ve anlayış olduğunu söyleyemeyiz.

5- Görev ve çalışma şartları: Görev tanımları tamamen aynı olmakla birlikte görev yerleri açısından bu üç kolluk birimi ayrışır. Polis şehirde, Jandarma kırsalda ve Sahil Güvenlik de denizlerde görev yapar.

Şehirler ile büyük şehirlerde lojman imkânlarının kısıtlı olması yüksek kiralar ödemek zorunda kalan polislerin diğerlerinden biraz daha gergin olmasına neden olabilmektedir. Jandarma ve Sahil Güvenlik nisbeten daha fazla lojman imkânına sahiptir.

Polisler için 12 / 24 saat olarak tanımlanan ve istisna olması gerekirken çoğu yerlerde rutin hale getirilen çalışma sistemi kabul edilmiş çalışma standartlarının çok üzerindedir. Polisler diğer kamu personeline göre ortalama %50 daha fazla çalışmaktadır. İstirahat imkânı ise sınırlıdır.

Polislerin Jandarma ve Sahil Güvenlik personeline karşı dezavantaj olarak olarak değerlendirilebilecek maaş ve emeklilik şartları ise henüz düzeltilememiştir.

6- Personel yönetimi, ödül – ceza dengesi ve mobbing: Personel yönetiminin kolluk personeline yakın olması, dertlerini dinlemesi, sorunları anında çözmesi beklenir. Oysaki daha dün Odatv’de yayınlanan bir habere göre Rize Emniyet Müdürü rahmetli kardeşim Altuğ Verdi’nin FETÖCÜ bir polis tarafından şehit edilmesinden sonra, personel görüşme uygulaması kaldırılmıştır. Personelin ilk ağızdan derdini iletebileceği yüksek rütbeliler ile irtibatı böylece kesilmiştir.

FETÖ’cülerin bir diğer zararı da zamanında ödül bütçesini sadece kendi üyeleri için adeta sömürmeleri oldu. Bunun fark edilmesi üzerine ödül bütçesinde de büyük sınırlamalara gidildi. Personel daha çok manevi tatmin ile yetinmek zorunda bırakıldı.

Kamuoyunda “mobbing” olarak bilinen şey ise aslında bence uygulayanın dahi farkında olmadığı Emniyet’e has bir yönetim biçimi. Kuşaktan kuşağa aktarılan, üst yönetimi ikna edemeyeceğini veya rutini değiştiremeyeceğini bildiği için astlarını bir şekilde ikna etmek zorunda kalan yöneticilerin uygulamak zorunda olduğu bir yönetim usulü olarak değerlendirilebilir. Bir de siyaset kurumunun artan beklenti ve baskıları işin içine girerse durum, yaşayanlar açısından daha da çekilmez bir hal alabilir.

İÇİŞLERİ BAKANININ AÇIKLAMASINDAN ÇIKANLAR

İçişleri Bakanı Soylu açıklamasında her intihar olayından sonra ailelere psikolojik destek verildiğini söylüyor. Açıkçası, bunun polis intiharlarını engellemedeki fonksiyonunu net olarak anlaşılamıyor?

Bakan, her intihar olayından sonra adli ve idari soruşturma açıldığını da söylüyor. Zaten bu kanunun emrettiği bir şeydir. O olayı aydınlatmak üzere yapılması gerekli olan bir prosedürdür.

Oysaki Emniyet içindeki intiharların yaygınlığının sebeplerini araştırmak ve nasıl engellenebileceği hakkında yorumlar ortaya koymak için ayrı bir çalışma yapılması gerekir.

Psikolojik muayene, psikolojik destek birimleri ve psikolojik danışma hattı ise ancak usulüne uygun olarak uygulanırsa etkili olur. Çünkü psikolojik rahatsızlık yaşayan kolluk personelinin silahlı görev yapması sakıncalıdır. Kolluk personeli bu sebeple psikolojik rahatsızlıklarını göstermekten ve hatta tıbbi yardım almaktan ve ilaç kullanmaktan şiddetle kaçınır.

Görüldüğü gibi, bu o kadar kolay bir iş değil. Kurumsal yaklaşımı, anlayışı, yapıyı ve hatta belki de mevzuatı bile değiştirmek gerekiyor. Zor ama imkânsız bir şey değil.

Zaten yöneticiler de bunu başarmak için orada varlar, değil mi?

Feramuz Erdin

Feramuz Erdin 1992 -2007 yılları arasında Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çeşitli birimlerde görev yaptı.

2007-2020 yılları arasında çok uluslu kurumsal şirketlerde profesyonel güvenlik yöneticiliği görevlerinde bulundu.

Halen kurumsal ve kişisel güvenlik, acil durum ve kriz yönetimi danışmanlığı yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.